YOLCU DA YOL DA ÖZEL OLUNCA…

Emel SUNGUR

“Rızacığım Ben Sanki Seni Bu Gün Yitirdim”

Aslan Rızam, kara gözlü celep Rızam seni bu gün tekrar yolculadık. Bu yazıyı yazma nedenim çokta içimden gelen bir şey değildi ama bugünü bizlerle paylaşmak isteyen yeni bir dostun ricasını yerine getirmeye çalışacağım. Her zaman ki gibi çok erken gitmiştim Rıza’nın 7. Gün yemeğinin verileceği Kösrelik Köy Derneğinin Cem evine. Ama benden erken gidenler vardı elbette kaç gün önceden yaptığımız görev bölümünün sorumluluğunu yaşayanlar oradaydı. Koşuşturma,  büyük bir hareket vardı yemek, masa düzeni derken müthiş bir dayanışma içinde her şeyi çok çabuk hazırlamıştık. Benim için çok büyük bir acı vardı ifadesi çok zor bir acı hep çok iyi geçindiğim, çok değer verdiğim fidan gibi bir yiğidin yemeğiydi bu yapılan insanın bazen hiç uyanmak istemediği bir rüya olur ben bugünde böylesi bir rüya olmasını ne çok istedim bu koşturma içinde olmadı. Bulunduğumuz yerin buharlaşması nedeniyle yüzüme bulunduğumuz yerin tavanından düşen bir damla uyandırdı. Ne yaparsak yapalım işte buda diğer yaşadığımız acılar gibi hatta çok daha kötü kavuran bir gerçekti. Görmek istemediği değişiklikleri insan görmemek için bazen uzun süre aynaya bakmadan günlerini geçirirdi bir gün “âmânı geldi bakmalıyım”  dediğinde aynada görünen yüze bu “ben miyim” dediğimiz ne çok olmuştu. İşte bu gerçekte ortada böyle duruyordu görmemek mümkün değildi. Zira aslan yeğenimin anası ve babası o kadar vakur, o kadar Rızanın anası ve babası olmaya uygun görünüyordu ki kendi kendime “bu ana, babadan ders al” dedim. Tekrar kabul etmek zorunda kaldım bu yolcunun vakitsiz yolculuğunu.

Bizlere güç vermek için, Rızayı çok fazla özleyeceğini düşündüğü için erken bindiği giden vagona Rızaya el sallamak için gelen canlar görünmeye başladı. İstanbul’dan gelen aslan gibi yiğit delikanlıların adeta hepsi kara gözlüme benziyordu. Hemen ürperdim “ aman hepsinin ömürleri uzun olsun, benim ömrüm de onların olsun“ dedim içimden.30 yaş, 40 yaş ve daha üstü bizler hazırdık. Böylesi yemeklerde hiçbir zaman yiyemediğim lokmaları dahi görmek bu lokmaların boğazıma takılacağını bana önceden bildirmişti, sessizce oturduğum masadan kalktım.

Benim 22 yıllık Demokratik Alevi Örgütlenmesi sürecinde bu yola devam etme kararımın belirleyicisi Veliyeddin Efendi ve Dertli Divani ile tanışmam olmuştu. Bazı bilinmezleri bana öğreten, kafamın açılmayan bölümlerini aydınlatanlar. Dertli Divani Dede yemeğe başlamak üzere lokma duasını yaptı ve herkes Rızamın 7 yemeğinin boğazımda yemeden düğümlenen lokmalarını yemeğe başladı.

Ama herkesin suratlarına gözüm iliştiğinde hüzün vardı yüzlerde yiyorlardı ama onlarında yenilen lokmalar boğazlarında düğümleniyordu.

Aramızda 1 Ocak günü yakalara takılan Rıza’nın bedeni adeta dolaşıyordu. Bazen gülerek, bazen kaş çatarak her zaman olduğu gibide sessiz ve vakur dolanıyordu. Lokmalar bitirilir bitirilmez yukarıda düzenlediğimiz bölüme yönlendirdik herkesi.

Bu kat daha önce birkaç kez Ceme girdiğim bir cem eviydi, biraz karanlık, biraz hüzün biraz da inancın sıcaklığı sinmişti. Dertli Divani “Dar Cemini”  yapmak üzere hazırlandı. Ve Cem başladı işte burada ölüm ve yaşam, ölümsüzlük, acı ve sevgi vardı. Belki de çok önemli olan dayanışmaydı bu acıyı biraz hafifleten.

Salon tıklım tıklımdı kimse rahatsız değildi cemal cemale oturan canlar soluk alıyor ama adeta soluklarını tutuyorlardı. Dedenin arkasındaki şömine boşluğunun olduğu yerde aramızdan 31.01 tarihinde ayrılan Rıza’nın tekrar aramıza dönüş resmi vardı. Genellikle aramızda az gülen aslan yeğenim Rıza gülümsemiyor gülüyordu adeta bir derviş edasıyla. Belki bize siz çabalayın bu sonuç alınmayan, umutların battığı, yitirildiği dünyadan ben gidiyorum diyordu. Bu gidişten çok rahatsız gözükmüyordu dolanıyordu dağ tepe demeden konuşmuyor vuruyordu yareni, cananı, sevdalısı belki de gerçek yaşamı olan bağlamasının tellerine. Aslında çok güzel sevmiş ve sevilmişti onu bırakıp gidiyordu, anası nazlıyı hiç üzmezdi, bilirdi onun ne kadar sevdiğini celep Rızasını bu ayrılığın nazlıyı perişan edeceğini bilirdi ama onu da almamıştı yanına, İhsanda, sevgili yeğeni toprakta yoktu orada en büyük aşkı, sevdalısı, yavuklusu, can yoldaşı vardı oda telli kurandı. Bu telli kuranın yanında Banaz vardı. Rıza kara gözlüm nasıl vuruyordu bağlamanın tellerine. Bu yolculuğa giderken teller vurulmaktan yorulmuştu bir an durdu teller yerine ses veriyordu Rızanın kuşu, “yine dertli dertli ne iniliyorsun” diye. Aslında Rızanın omzunda çok yük yoktu ilk bakışta ama rıza ne çok yükün altına elini koymuştu. Gençliği, İstanbul’un yaşayan dünyası, etraf, yarım yamalak dostluklar, güvenilmez sözler çok yaşadı mı bilmiyorum ama onları yaşadıysa Rıza bu dünyayı hiç sevemezdi. Çünkü kara gözlü aslanım Rıza Pir Sultan’ın köylüsüydü. En acıyı görmüştü “gül atanı”. İşte ikinci resim benim bunları anımsatmama yetti. Canım Rıza’m Banaz’dan Pir Sultanın ardına düşmüş gidiyordu resimde bulunan vakfımızın kırmızı fuları daha da kızarmıştı hicabından. Bu iki resim işte Rıza’ydı.

Birden dedenin sesi ve inancın gereği söylediği nasihatlere döndüm.

Bu bölümü anlatma işini kelimelere bırakmak pek mümkün gözükmüyordu. Dedenin sağına ve soluna sıralanmış yiğitler, birçoğu oğlum yaşında veya oğlumdan küçük aslanlarım hüznün ağırlığını 100 yaşındaki vakurlukla taşıyorlardı. Ne çok şey paylaşmıştı Rıza onlarla kim bilir? Acıyı ne çok bal eylemişlerdi. Ne çok birilerine vurmak içlerinden geçmişti de “bize yakışmaz” diyerek ne çok vazgeçmişlerdi. Ne çok sevdalarını, istemlerini, uğradıkları haksızlıkları paylaşmışlardı kim bilir? Bu isyanın yaşı olan gençlerle… Ama buradaki fotoğraf bizlere ders veren fotoğraftı bütün bu paylaşımlardan geriye o gün o saatler için 30 tane Rıza’yı getirip oturtmuştu karşımıza. Dede önde giderken gelen âşıkları, gençleri bekliyor soluklanıyor, yeniden yola çıkıyor gençler dedeyi takip ediyordu.

İşte yine içimden geçti “ömrünüzün kısalığı Rıza’ya benzemesin kirli de olsa bu dünya ne olur soluk alıp verin ve kendinize dikkat edin” demek. Cem devam etti nazlı ve ihsan görevlerini yerine getirdi. Sazın tınısı sözün önüne geçti bazen, bazen de sazın sesini hiç duymadım;

Uçtu gönül kuşu bulmaz yuvası

Serimize çöktü Şah’ın havası

Musa Kazım Rızan’nın da duası

Allah bir Muhammed Ali diyerek”

Bütün teller ağladı, bütün teller üşüdü, dedenin sesi titredi, dolu gözler boşaldı. Erdal Erzincan gözüme hepsi Rıza gibi görünen canlar adına konuşma yapacaktı adeta yeni konuşmayı öğrenen çocuk gibi sözler düğümlendi boğazda ama konuşacak ne vardı ki telli kuran

“Koluma Taktılar Teli, Söylettiler Binbir Dili, Oldum Ayini Cem Bülbülü, Ben Şahım Deyü Ağlarım.” diye zaten her şeyi söylüyordu. Geçmişte yaşadıklarımız, haksızlıklar, yok sayılmalar, ihanetler her şeyi anımsatır ve her zaman ağlatırdı zaten telli kuran. Bugünse herkes dağ taş kara gözlüm, selvi boylu Rızam için ağlıyordu. Rıza bizlere yine bir ilk yaşatmıştı bu fotoğraf ömür boyu bizlere örnek olsun ve hatır kalsın yol kalmasın sözüne bir ilave vardı bu fotoğrafta “hatırda vardı, yolda yürüyordu”.

10 Ocak 2011, Ankara

Reklamlar

About incedusunceler

SÜLEYMAN ÖZEROL Emekli Öğretmen-Gazeteci 1 Kasım 1953 tarihinde Malatya Hekimhan Ballıkaya (Mezirme) köyünde doğdu. Babası Hasan, annesi Zehra’dır. İlkokulu kendi köyünde okudu. Akçadağ İlköğretmen Okulunu 1972 yılında bitirdi, Urfa ve Malatya’da çeşitli okullarda görev yaptı, 1998’de emekli oldu, aynı yılın Haziran ayında Malatya Yorum Gazetesi yazı işleri müdürlüğünü yürütmeye ve anı, öykü, makale türü haftalık yazılar yazmaya başladı. İlkokul yıllarına dayanan şiir ile ilgisi öğretmen okulunda ve mesleğinin ilk yıllarında yoğunlaşmıştır. Resim yapar, bağlama çalar ve türkü söyler. Malatya’daki bazı radyo ve televizyonlarda programlara katıldı, programlar yaptı. Halk kültürü ve edebiyatı alanında yoğunlaşan uğraşılarını derleme, araştırma ve incelemelerle zenginleştirmeyi sürdürürken panel, konferans ve benzeri etkinliklere katılmaktadır. 1988 yılından itibaren de binlerce sayfayı bulan halk kültürü ile ilgili çalışmaları, makaleleri, ölçülü ve serbest şiirlerinden bazıları çeşitli gazete ve dergilerde, kitaplarda ve Internet sitelerinde yayınlanmaktadır. Çalışmaları kültürel derleme-araştırma ve incelemeleri Arguvan-Hekimhan yöreleri ağırlıklıdır. Malatya kültürüne ve toplumsal yaşamına katkılarından dolayı Malatya Gazeteciler Derneği (MAGDER) tarafından ödüllendirilen 14 kişiden biridir. (14 Mart 2004). Folklor Araştırmaları Kurumu tarafın-dan 2005 yılında Türk Folkloruna Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştür (24 Aralık 2005-Ankara). Tamam Hanım ile evli olup Ozan (1975) Gül (1977) ve Yazar (1983) adlarında biri kız üç çocuk babasıdır. Derleme, araştırma, program çalışmalarını, Malatya Yorum gazetesi ve Arguvan Yolu dergisi yazı işleri müdürlüğünü sürdürmekte, 2001 yılından buyana kışları Ankara’da, yazları Malatya’da (Ballıkaya) oturmaktadır. Hakkında, Sultan Kılıç tarafından “Tek Kişilik Ordu” adlı ince-leme yazısı Arguvan Yolu dergisinde; Alpaslan Karabağ tarafından ozanlık geleneği ile ilgili yapılan çalışma "Sazın ve Sözün Sultanla-rı/Yaşayan Halk Şairleri-X" (Fatma Ahsen Turan-Ayşe Oğuzhan Börekçi) adlı kitapta yer aldı. Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, Geçmişten Günümüze Malatyalı Şairler, Hekimhan Şairleri gibi çeşitli kaynaklarda yaşamöyküsü ve çalışmalarından söz edilmiştir. Yayınlanmış Kitapları 1. Televizyonu Nasıl Buldum: Anı-Öykü, Malatya 1999 2. Arguvan Türküleri-Halkbilimsel Bir Araştırma Denemesi: Hüseyin Şahin ile birlikte-Derleme-İnceleme, İstanbul 2004 3. Dirençli Eğitimci Örgütçü Araştırmacı Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu: H. Nedim Şahhüseyinoğlu’nun Yaşamöyküsü, Ankara 2009 4. Babamın Şiirleri: Hasan Özerol’un Şiirleri, Malatya 2009 5. Vayloğ Dede/Yaşamı ve Hakkındaki Anlatımlardan Bazıları: Ankara 2012 6. Hekimhanlı Ozan Kul Emici/Yaşamı Sanatı Şiirleri: Malatya 2013 7. Bir Deli Rüzgâr/Şemsi Belli İle İlgili Yazılar: Ankara 2015 8. Ah İle Âmânı Dağlara Saldık: Şiirler, Ankara 2015 9. Ters Site/Kalbi Sağda Atanlar: Sage Yayınları, Ankara 2016 10. Zülfukar Sezen/Yarım Yüzyılı Aşan Sanatından: Ankara 2016 10. Ters Site/Kalbi Sağda Atanlar: Ankara 2015 11. Zülfukar Sezen/Yarım Yüzyılı Aşan Sanatından: Ankara 2016 12. Babamın Askerlik Günlükleri: Ankara 2016 13. Gelmedin Leylim: Ankara 2017 14. Başkavak Köyü Derlemeleri-Araştırmaları 15. Başalanlı Fedakar Ana Sultan Yılmaz: Ankara 2017 16. Köy Enstitülü Emekli Öğretmen Mehmet Öztürk: Anlara 2017 Kitap Bütünlüğündeki Çalışmalarından Bazıları Bir Gün Uyandığında (Şiir), Yenilenen Köy Ballıkaya (Köy İnce-lemesi), Anıya Benzer (Anı-Deneme Notları), Âşık Yoksuli (Yaşamı-Sanatı), Merhaba Gülü (Metin Özer İle İlgili Yazılar), Ballıkaya Köyü ve Çevresinden Âşıklar-Şairler (Derleme), Hekimhan Müzik Kültürü, (İnceleme), Kömürhan Köprüsü Nereye Bakar? (Kültürel Yazılar), Radyo Fon Programlarım, Halk Ozanları Kültür Derneği Tarihçe Çalışması, Başkavak Köyü Derlemeleri, Gürgür Dede, Ballıkayalı Öğretmenler, Babamın Yazdıkları (Haan Özerol’un Anıları)…
Bu yazı Haberler ve politika, KONUK YAZAR içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s